✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
26 Ekim 2026

PRATFALL

Kusurlu Kalma Çabası
Öykü ✦ 6 DAKİKA · BİR DENEME MOLASI

Dramatik Salvo, bir park hikâyesi

Giriş Gözlerimi açtığımda bulanık bir dalga gibi yatağın ayak ucunu gördüm. Bir yakada kendisi diğer yakada yansısı -buraya ayna koymak kimin fikriydi- Vücudumu hiç kıpırdatmadan s...

Giriş

Gözlerimi açtığımda bulanık bir dalga gibi yatağın ayak ucunu gördüm. Bir yakada kendisi diğer yakada yansısı -buraya ayna koymak kimin fikriydi- Vücudumu hiç kıpırdatmadan sağ elimle yatağın diğer yakasından telefonu alıp yüzüme yaklaştığımda bir süre ekranı göremedim. Saat 07.12. Amma da uyumuşum diye vücudumu bir bütün hâlinde[1] yataktan çıkardım. Gözlerim mercek ayarını yaparken[2] yalpalayarak banyoya gittim.

Alnımın diplerinde biriken su damlaları yavaş yavaş yanaklarımdan süzülüyor. Gözlerimde soluk bir gri yansımamda bir şeyler arıyor.

Karanlık banyo penceresinden bir takım sesler, kıpırdanışlar, telaşlar doluyor içeri.

Zihnim açık ve bomboş, gözlerimden belli oluyor. Neredeyse on bir bin[3] gündür bakıyor bu gözler bazen çıplak bazen mercek arkasından. Neler gördü ne izler kaldı üzerinde hiçbiri yansımıyor aynaya.

Sigaramın dumanı insanların ayaklarının altından yükseliyor. Pencerem toprağa bakıyor, iki bina arası no mans land. Firari otların bürüdüğü toprakla komşuyum derken bir kedi usulca yaklaşıyor. Bembeyaz tüylerinin üstüne griler serpilmiş, kulaklarından kask gibi geçilmiş gözleriyle bir renk tüyleriyle. Demirlerin arasından süzülüp sinekliğin ardından bana bakıyor. Ancak istediğini benden alamayacağını anlayınca uzatmıyor. Geldiği gibi süzülerek aynı adımın tekrarlarıyla uzaklaşıyor.

Adımların tekrarı zihnimi dolduruyor. Herhangi bir anlamdan uzak pıt pıt atıyor kafamın içinde.

 

1

Sağ gözü pıt pıt atıyor. Hızlı hızlı. Üç beş kere. Atıyor ve duruyor. Bu hareket düzenli olarak tekrarlanıyor. Aynada belirgin bir fark göremiyor.[4]

İnsan bir soru işaretine dönüyor zamanla. Her nefes yavaş yavaş besliyor bükülmeyi. Köküne bakan bir ağaç gibi sonundaki noktayı görüyor insan. O noktanın atışı mı gözlerindeki?[5]

Amansız bir düzenin içinde bir mekândan başkasına akıp giderken nasıl telaşsız kalabilir insan, adımlarını nasıl yavaşlatabilir.[6]

Sözcüğün beş harfi de birbiriyle yarışıyor. Hızlı olan değil, yerini bulan kazanıyor. Harfler adım adım dizilirken ayaklarının ritmi şaşıyor. Bir sağ, bir sol, bir sağ, sağ, bir sol, sağ, sol, sol… Devinim hızlandıkça “s”ler yerlerini şaşırıyor. Bu hızda susmak imkânsız, konuşuyor:

Alınan her nefes bir başkasını tüketir.

Ancak ağzından sadece “Günaydın.” çıkıyor. Heceler önce uzun bir çizgi izleyip dalgalanıyor ardından bir noktaya çarpıp kalıyor. Birden on iki yüz ona dönüveriyor.[7]

Sınıftan çıktığında konuşmaktan yorulduğunu fark ediyor. Sol elinde çantası bir sağ bir sol bir sağ bir sol derken sağ eli çenesinde, tıraş olmaktan sertleşmiş teninde geziniyor.

En yakın bahçe kapısından çıkıp duvar boyunca dizilmiş banklardan birine oturuyor. Karşısında yan yana kurumla yürüyen ya da özgürlüğüne yeni kavuşmuş gibi sağa sola koşturup birbirine sataşan, yeni içilmiş bir suyun şişesini hevesle tekmeleyen kuytu köşelere sinmiş fısır fısır tüten çocuklar… Bunca gürültünün içinde bunca harfin, sesin içinde yanında bir yaprak beliriveriyor. Yaprağı eline almasıyla bütün sesler kesiliyor.[8]

Rengi giderek açılan bir kahve, yer yer yaralı beş parmaklı yaprağı incitmeden tutuyor, kılcalları belirgin tel tel yayılmış, eliyle eş büyüklükte bir parça.[9]

Yaprağı havaya kaldırıp ışığa iyice yaklaştırıyor.

Buluyorum, buluyorum ve buluşumun tükenişi ile eş değer oluşunu kimseye söylemiyorum.

                           Bulduğumla ne yapacağım, bulduğumu neye yoracağım, bulduğuma ne vereceğim derken yutuyorum.

                                                                 Yutkunuşum ve yitirişim eş zamanlı bir değer biçiş olarak zamanı geçmişle şimdi arasına sıkıştırıyor.

Zil çalıyor ve yaprağı çantasına atıp yerinden kalkıyor.[10]

                                                                                2

Zamanın olağan akışına sürekli müdahale edilen ve konuşmanın yalnızca konuşmanın geçer akçe olduğu bir mekânda insan bir isme de gereksinim duymuyor.

Bir üniforma gibi her takımın üzerine ele eldiven oturan bir ünvan bütün işimizi görüyor.

Zaman burada belirli periyotlara ayrılmış, sürekli kendini tekrarlayan bir kıvrıma dönüyor.

Tekrarın dayattığı durma noktasından sapanlar kınanıyor.

Zamana bağlı direktifler, kendini biricikleştirip geçen süreyi kamusallaştırıyor. Ve uyarı cihazlarının sesi her gün biraz daha açılıyor.

Kaldırım parkelerin çizgilerine basmadan yürümeye çalışırken aklından Burçin'e bunları anlatıyor, anlattıkça unutuyor. Yürüdükçe açılan zihni sözcükleri hızla yutuyor ve Burçin'e pek de bir şey bırakmıyor, kendi zamanı da anın dediklerinden kayıveriyor.[11]

 

Çıkış

Akşam trafiği içinde yanımızda duraksayan arabayı gösterip Burçin’e, ışıklara gelmeden bu araçla yeniden karşılaşacağız, dedim. Ne demek istediğimi anlamaya çalışarak önce arabaya ardından bana baktı. Bakışından belli etmekten çekindiği bir yorgunluk perdesi geçip gidiverdi.

Işıklara geldiğimizde aracın yanımızdan yavaşça geçivermesine aldırmadan elleri ceplerinde bir sağa bir sola sallanıyordu. Gözlerinden geçip gidiveren perde bedenine bir pelerin gibi asılmış onu sabırsızlaştırıyor, bir an önce kendini bir koltuğa, sandalyeye, yatağa atmaya zorluyordu.

Işık bize döndüğünde parktan yürümeyi teklif etmem gözlerini biraz daha yola yaklaştırsa da teklifimi reddetmedi.

Biri var dedim ağaçların arasında yolu zorlayan ayaklarını izlerken. O hayretle başını kaldırıp bana bakarken de nasıl konuşursa herkesin öyle düşünmesini ister, deyip gülümsedim.[12]

Kim dedi. Çok yalın bir ciddiyetle. Sonra hiç sormamış gibi ayaklarını izleyerek yürümeye devam etti.

Yaprakları yeni yeni dökülmeye başlamış bir ağacın altında dur, dedim. Çantamdan aceleyle çıkardığım yaprağı yeni yeni batmaya başlamış güneşe doğru çevirip dallarda kalan yapraklarla karşılaştırırken ne yapmaya çalıştığımı izliyordu.

Belli ki aynı ağaçtı. Yaprakların damarlanışı, hepsinin birleşip dala tutunuşu, beş farklı başın çatallanışı... Uzanıp birini kopardım, iyice Burçin'in yanına sokulup[13] bak dedim sessizce.

Bir adım geri atıp buz gibi baktı yüzüme. Bakışın şiddetinden ağacın dalları yellendi, geldi tekrar yerine oturdu.

“Her şeyi bu kadar dramatikleştirmek zorunda mısın?”

Dramatikleştirmek sözü o kadar uzun ve çatallı tınladı ki kulağımda gözlerimin arkası ağrıdı.

Sözcüğü kafamın içinde hecelerken bir yandan da hecelerin zihnime attığı çizikleri elimle göstermeyi denedim. Sözcüğü hecelerken her hecenin çiziğini elimle gösteriyor zihnimdeki eskizi anlamasını bekliyordum. Hâlimi müthiş bir hayal kırıklığı ile izliyordu. Yanıldım bir soytarıydı, dedim.

Bir elimdeki yaprağa bakıyor, bir yüzüme bakıyor, beton gibi bir suratla ne yaptığımı anlamaya çalışıyor, hayretle yazıyordu Burçin.[14]

Ne diyorsun Allah aşkına? Elin kolun... Soytarı kim ya?

Boş ver, dedim. İki yaprağı da çantama koyarken günün nasıl geçti?

Hayretin yerini acıma almış gibiydi. Birden dönüp elleri cebinde taşları eze eze gitti.


[1] Saat zamanın aynasıdır, yanıltır.

[2] Gece kalıp gibi oturmuştur üzerimize.

[3] Zamanın tekinsizliğini örter sayılar.

[4] Aynı gözle baktığı için mi?

[5] Zamanın geçmesi harflerin bitmesi mi?

[6] Şimdiyi zamanı geçirmeden nasıl telaffuz edebilir?

[7] Zaman bakışlarda sabitlenebilir mi?

[8] Dil bir yanılsamadır, ilerlemenin tek gerçek ifadesi, düşüşün.

[9] Güt fark edildiğinde endişe baş gösterir kopmanın, düşmenin, rüzgârın endişesi.

[10] Zaman düşüncesi midesini bulandırıyor.

[11] Zaman bir de böyle geçiyor.

[12] Soğuk zamanın yavaşladığı yerdir. Sözcüklerin havada asılı kaldığı.

[13] Zamandan zararsız çıkmanın yolu durmakmış, durmak ve akıp gidişin içinde saydamlaşmak.

[14] Hayret sözcükleri kilitler, zihninde yarattığı dalga ufak parçalara ayırır sözleri.

✂ · ESERİN SONU · ✦