✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
26 Ekim 2026

PRATFALL

Kusurlu Kalma Çabası
Öykü ✦ 7 DAKİKA · BİR DENEME MOLASI

Karanlıkta Çizilen Portre

Eşref Abi, benim hayatımda tanıdığım süper güçleri olan tek insan. Onunla tanışma hikâyem ve başımdan geçen bir hadise kendisi kadar süper değil ama yine de anlatmaya değer: Sene 2...

Eşref Abi, benim hayatımda tanıdığım süper güçleri olan tek insan. Onunla tanışma hikâyem ve başımdan geçen bir hadise kendisi kadar süper değil ama yine de anlatmaya değer: Sene 2009, Bursa Tayyare Kültür Merkezi'nin ilk açıldığı zamanlar. Civarından geçerken içeride bir resim sergisi olduğunu gördüm. O kadar boştu ki, üstüne üstlük kendi boş vaktimle de birleşince bir gezip dolaşma isteği kapladı içimi. En az sergiye girişim kadar üstün körü resimlere bakıyorum; o sırada tam karşı masada oturan ve yanındaki adamın kulağına bir şeyler fısıldayan adam dikkatimi çekti. Teksas kovboy şapkası, iri camlı siyah filmli gözlükleri, neşeli tavırları olan ve erkeksi bir karizmaya sahip birisiydi. Aynı zamanda bir şey daha fark ettim; görme engelliydi. Görme engelli birisi neden resim sergisindeydi ki?

İçimi bir merak kapladı; aynı zamanda adamın neşeli tavırlarına da güvenerek yanına gittim. Ben yanına vardığımda masada başka kimse kalmamıştı. Ayak seslerimden birinin geldiğini anladı ve "Merhaba, hoş geldin," dedi bana doğru. Sesinin tınısından ve güler yüzünden sohbet etmek istediğini anladım. Oturdum yanındaki sandalyeye; hakkında en ufak fikrim olmayan bu sevimli adamla daldım sohbete. Şimdi hatırlamıyorum tabii en ufak şey; ne konuştuk, ne konuşmadık. Aklımda kalan şeyler cana yakınlığı ve sohbetinin tatlılığı.

Bir de 15 yıldır sakladığım, benim için çizdiği resmi var. "Senin için bir şey çizmemi ister misin?" diye sormuştu. Ben o kadar şaşırmıştım ki! "Bu iş nasıl olacak?" diye içimden geçirirken hiç düşünmedim ne çizdirsem diye. Evdeki kedim geldi aklıma; "Kedi," dedim. Sonra şaşkın şaşkın Eşref Abi'yi izledim kaldım. Öyle ince bilek hareketleriyle öyle güzel düzenledi ki resmi; "Sanat sadece ürün ortaya çıkınca değil, sanat yapılırken de sanatmış," diyorum ben o anları hatırladığımda. Altına da imzasını atıp "Sevgilerimle, Eşref Armağan," yazmıştı. "Teşekkür ederim," deyip çıktım oradan. Ama ne şaşkınlık, ne hayranlıkla çıktım anlatamam. Hemen çıkardım telefonumu, Google'ladım.

Eşref Abi, dünyanın ileri gelen üniversitelerinin araştırma konusuydu. Hakkında pek çok araştırma ve iki belgesel yapılmıştı. Hakkında hiç Türk menşeli çalışma, araştırma bulamamanın üzüntüsünü yaşarken araştırmaların sonuçlarına göre Eşref Abi'nin beyninde bazı farklılıklar bulunmuştu. Eşref Abi bir cisme dokunduğu zaman beyninde dokunma duyusunun sinirleri değil, görme duyusu ateşleniyordu. Yani Eşref Abi dokunarak görüyordu! Eşref Armağan bir sinestezikti yani! Sinestezi, birleşmiş duyular demekti. Eşref Abi'nin görme ve dokunma duyusu birleşmişti ve ortaya böyle Allah vergisi bir yetenek çıkmıştı. Şu anda da, bunları öğrendiğim ilk zamanda da içimde kabaran duyguları aktarabilmek güç. Sanki İstiklal Marşı okumak gibi diyebilirim. Görmeden gölgeyi ve ışığı kullanan tek ressam bir Türktü! Şu an kendimi tekrardan İstiklal Marşı okumuş gibi hissediyorum.

Araştırmamı biraz daha derinleştirdiğimde; Eşref Abi resim çizmeye hayatı anlamlandırabilmek, dünyayı kendi penceresinden görebilmek için başlamış. Çok duygu yüklenmiş cümleler bunlar. Doğuştan görme engelli olan Eşref Abi, bu durumunun ilk beş yaşındayken ayırdına varıyor. On iki yaşındayken babasının tahtaya yonttuğu kelebek şeklinin aynısını kâğıda çiziyor ve bunu gören herkes çok şaşırıyor. Eşref Abi o gün, "İnsanları şaşırttığıma göre başardım," diyor ilk defa. O günden beri de insanları şaşırtmaya, bizleri gururlandırmaya devam ediyor.

Eşref Abi de Instagram furyasına katılmış. Bir süredir takip ediyorum kendisini. Yaptığı resimleri paylaşıyor, nasıl çizim yaptığını kısa videolar hâlinde paylaşıyor. Bir de kendisi gibi görme engelli eşiyle fotoğraflar paylaşıyor. Eşinin adı Nilüfer Küçükşantürk Armağan; kendileri şair. YouTube'daki kanalında kendi yazdığı şiirleri okuyor. Arka planı da Eşref Abi'nin tabloları. 28 tane videosu var; aralardan kaydırıp dinliyorum bazılarını. "Acaba hangileri Eşref Abi içindir?" diye düşünüyorum istemsizce. Eşi, Eşref Abi için şiir yazabiliyordu; Eşref Abi de eşi için bir tablo yapabilirdi. Bunlar iki sanatçı için çok muktedir şeyler. Sonra sonra aklımda başka bir fikir beliriyor.

Eşref Abi bazı tablolar için kalıplar kullanıyormuş. Resmini çizebilmesi için küçültülmüş prototipler bir nevi. Bunları kullanarak çizeceği tablo hakkında izlenim ediniyor. "Kaplumbağa Terbiyecisi" tablosu edindiği izlenimler arasında zirvesidir bence Eşref Abi'nin. Sonra "Zirvenin zirvesi ne olur?" diye düşünüyorum. Elbette, elbette! Görme engelli bir ressamın yaşayan bir insanın portresini yapması! Acaba Nilüfer Hanım'ın da yüzünün kalıbı çıkarılsa Eşref Bey için. Eşref Bey dokunsa, dokunsa eşinin yüzüne; sonra görse, görse Nilüfer Hanım'ın güzeller güzeli yüzünü. Dokunarak gördüğü, görmeden sevdiği bu yüzün bir portresini çizse? Sanırım dünya sanat tarihine geçecek bir tablo olurdu. Sonra bu tabloyu Nilüfer Hanım her zamanki gibi arka planına koysa, Eşref Bey için yazdığı bir şiiri okusa bir harika olmaz mıydı?

Hayalimi sürdürdükçe heyecanım artıyor ve soluğu Eşref Abi'nin mail adresinde alıyorum. Başlıyorum yazmaya: "Saygıdeğer Ressam Eşref Bey, ben uzun zamandır sizin çalışmalarınızı takip eden bir hayranınızım. Yaptığınız her yeni resimde heyecanlanıyor, kendi çapımda yorumlarımla destekliyorum. Bu sefer aklımda başka bir şey belirdi, sizinle paylaşmadan edemedim. Eşinizle pek güzel bir ilişkiniz var; kendi içimde yine bunu takdir ederken şöyle bir fikir geldi: Eşinizin yüzünün kalıbı çıkarılsa, siz de bunu resmetseniz sanat tarihi için eşsiz bir eser olur bence. Adına 'Karanlıkta Çizilen Portre' derler belki. Basına sunulduğunda hak ettiğiniz saygıyı daha çok görürsünüz inşallah. Eşiniz Nilüfer Hanımefendi de bu portrenin içinde uyandırdığı hisleri şiire döker. YouTube kanalında okur şiirini, arka planında da sizin çizdiğiniz portre olur. 'İki Sanatçının Aşkı' olarak geçer bu olay artık tarihe; ileride ben böyle anlatırım, söz. Neyse bunlar benim kurduğum hayaller işte Eşref Bey. Çok iyi bakın kendinize, sağlıcakla kalın."

Maili bitirip göndere basıyorum. Adımı özellikle belirtmedim ki eğer fikrimi gerçekleştirmek isterse bana borçlu hissetmesin. Portrede adı geçmesi gereken ben değilim, bir tek Nilüfer Hanım. Bu mailden sonra bir kabul ya da ret cevabı gelmiyor. Zaten gelmesine de gerek yok; ben Instagram'da ana sayfayı kaydırıyorum yine, Eşref Abi'nin paylaşımlarını beğeniyorum. YouTube'da Nilüfer Hanım'ın şiirlerini dinliyorum. Her şey her zamanki gibi. Ben Instagram ve YouTube ana sayfamı kaydırıyorum, beğenilerimi atıyorum; onlar da yeni paylaşımlara devam ediyorlar.

Bir gün yine ana sayfayı kaydırıyorum, önüme bir portre düşüyor. İnce sivri burunlu, çıkık elmacık kemikli, çekik gözlerini yummuş bir kadın portresi bu. Siyah beyaz çizilmiş; yüz detayları gölge ve ışıklarla oluşturulmuş. Görünce heyecanlanıyorum, hemen beğenip açıklamayı okuyorum: "'Karanlıkta Çizilen Portre' isimli yeni tablom. Sevgili eşim Nilüfer Hanım'ın portresini çizdim. Bana bu fikri veren saygıdeğer takipçime teşekkürlerimi sunuyorum ." Bu sevinçle portreyi bir kez daha inceliyorum: Nilüfer Hanım'ın portresinde yüzü huzurlu, dudakları yukarı kıvrık. Yaşının getirisi yüz kırışıklıkları yumuşak bir şekilde işlenmiş portresine. İfadesindeki huzuru ve mutluluğu perçinlemiş bu. Kıvırcık kısa saçları ile tablo bütünleşip bitiyor. Bu da tabloya dinamizm katmış; tablo büyüyor gibi sürekli. Biz tutmasak tabloyu sanki arşa çıkacak.

Bir soluk YouTube'a giriyorum. İşte, işte beklediğim video gelmiş: Arka planında kendi portresi olan, Nilüfer Hanım'ın yazdığı şiiri okuduğu video. Hemen tıklıyorum, akmaya başlıyor dakikalar:

"Benim seni görmediğimi söylüyorlar

 Nasıl olur dedim?

Ben her gün görüyorum senin beni nasıl, nasıl sevdiğini

Benim seni görmediğimi söylüyorlar

Nasıl olur dedim?

Ben her gün görüyorum senin hayata duyduğun şevki

Benim seni görmediğimi söylüyorlar

Nasıl olur dedim?

Ben her gün görüyorum resim çizerken yaşadığın mutluluğu

Benim seni görmediğimi söylüyorlar

Nasıl olur dedim?

Ben her gün görüyorum yüzümün her zerresini hissedişini

Benim seni görmediğimi söylüyorlar

Nasıl olur dedim?

Ben her gün görüyorum yüzüme dokunuşunun derinliğini "

Video bitiyor. Ben de tıklıyorum hemen "like" tuşuna. Yapıyorum yorumu da hemen: "İki Sanatçının Aşkı olarak geçti bu olay tarihe! Duyan duymayana söylesin! Eşref ve Nilüfer Armağan birbirlerini her şeyden daha iyi görüyorlar!"

(Eşref Armağan - Gözleri görmeden resim çizen Türk ressam)

✂ · ESERİN SONU · ✦