Sıra Dışılığın Kıyısında
Sıra
dışılıkla ilk tanışmam çocukluk dönemimde oldu. Okul bahçesinde herkes aynı
oyunları oynarken, ben kenara çekilmiş bir halde yere düşen yaprakları
izlerdim. Arkadaşlarım koşarken, ben yaprağın üzerindeki küçük yırtığa gözümü
diker onu incelerdim.
O zamanlar
bunun ‘’gariplik’’ olduğunu söylediler. Ben ise, belki de hayatımda ilk kez
sıra dışılığın tadını almıştım. Çünkü: Sıra dışılık, kimsenin bakmadığı yerde
kendi gözlerinin farkına varmaktır. Herkesin gittiği yoldan değil de kendi
çizdiğin yoldan gitmektir.
Kalabalığın
ortasında bağırmak yerine susmak, aynı cümleleri tekrar etmek yerine kendi
kelimelerini haykırmaktır, herkesin gittiği yoldan sapıp dar sokaklara tek
başına yönelmektir.
Bunların
hepsi dışarıdan tuhaf görünür. Fakat: İnsanın içine işleyen asıl gizem, asıl
güzellik oradadır.
Herkesin
aynı sesle konuştuğu, aynı kahveyi içtiği, aynı şakaları yaptığı, aynı şeyleri
sevdiği bir dünyada farklı olmak cesaretin diğer adı değil de ne?
Çocukken
bunun sancısını hissettiğim zaman hep şu soruyu sordum kendime:
‘’Neden
onlar gibi değilim? Neden ben farklıyım?’’
Ama sonra
şunu fark ettim:
Belki de
sıra dışılık, eksiklik değil; başka bir pencereden dünyaya bakmaktır.
Hayat
ilerledikçe, sıra dışılığın daha çok suskunlukta olduğunu gözlemledim.
Kalabalık
sofralarda herkes konuşurken; ben sessizliğin ardındaki kelimeleri, cümleleri
dinledim.
Çünkü: Orada
cümlelerin arasında gizlenmiş kırıntılar, duygular vardır.
Sıradan
gözler bakıp geçti, sıra dışı olan ise görmeyi tercih eder.
Bir gün
yağmurlu bir akşamda, herkes şemsiyesini açıp koşar adım ilerlerken ben
yağmurun altında her damlanın keyfini çıkardım. Islandım, üşüdüm hatta
üşümekten titredim. Ama o anda şunu hissettim kalbimde:
Bazen sıra
dışılık, sadece şemsiyeyi kapatıp ilerlemektir. Bu basit ve küçük hareket
dünyanın sana bakışını değiştirir.
Sıra dışılık
aslında yüksek sesle haykırmak değildir. Bazen sessizce kendi ışığını takip
etmektir.
Çığlıkların
değil fısıltıların değerini bilmektir.
Elbette sıra
dışılık her zaman övgüyle karşılanmaz.
Ressam
renkleri karıştırdığında onu deli diye ilan ederler, şair cümleleri ters
kurduğunda kimse anlayamaz dediklerini. Oysa zaman hep şunu gösterir:
Hayatı
ilerletenler, alışılmışı yıkıp bozanlardır.
Ve ben artık
biliyorum ki, sıra dışılık çoğu zaman beraberinde yalnızlığı getirir. Ama o
yalnızlığın içerisinde saklanmış bir özgürlük vardır.
Belki de en
büyük sıra dışılık, ‘’başkasına benzemeye çalışmadan kendi tekliğini devam
ettirmektir.’’
İnsan bazen
sıra dışı olmak için çabalar. Oysa ki asıl mesele çabalamak değil kendi
renklerinle yaşayabilmektir.
Bugün dönüp
bakıyorum:
Sıra dışı
olmak koca koca laflar etmek değilmiş. Daha çok sıra dışılık küçük ayrıntılarda
gizlidir.
Bir
yaprakta, bir yağmur damlasında, bir fısıltıda, bir sessizlikte…
Ve belki de
en sıra dışı olan şey, bütün bunlara direnmek, sabır göstermektir.
Belki de
sıra dışılık, dünyaya tek bir kez gelmiş olmanın hakkını tam anlamıyla vermeyi
başarmaktır. Aynı kalıptan çıkmayarak, kendi imzanı attığın bir hayatı
yaşayabilmek…
Ve geriye
sadece şunu söyleyebilmek:
‘’Ben
başkası değilim. Başkasına benzemek zorunda değilim. Ama kendim gibi de eksik
olmayacağım. Ben tam anlamıyla ben olacağım.’’