✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
· KUSURLU KALMA ÇABASI
✦ KUSURLU KALMA ÇABASI
26 Ekim 2026

PRATFALL

Kusurlu Kalma Çabası
Öykü ✦ 4 DAKİKA OKUMA · 1 FİNCAN KAHVE

Üzgü

“Şu yağmura bak be, nasıl yağıyor mübarek!” “Maşallah de lan.” “Maşallah, maşallah da sen nereden biliyorsun maşallahı?”  “Nenem dediydi. Yağmur bereketmiş. Maşallah demek laz...

“Şu yağmura bak be, nasıl yağıyor mübarek!”

“Maşallah de lan.”

“Maşallah, maşallah da sen nereden biliyorsun maşallahı?”

 “Nenem dediydi. Yağmur bereketmiş. Maşallah demek lazımmış. Alimallah şıp diye kapatırmış Allah bulutların musluklarını.”

“Alimallah ne?”

“Bilmem, nenem der hep. ‘Yoksa’ demek herhalde.”

“Yoksa niye demiyor?”

 “Ne bileyim oğlum ben. Sabah sabah ne çok soru sordun be! Şu yağmur dinse de misket oynasak.”

“Misketim yok ki benim.”

“Bende iki tane var. Şimdi üteriz diğer çocuklardan.”

 “İbo’dan da üter misin la?” “O niyeymiş?”

 “İbo'nun yeni misketini görmedin herhalde. Lacivert olanı. Gece gibi. Onunla önüne geleni ütüyormuş. Vurdu mu kırıyormuş çocukların misketini.”

“Deme be!”

 “Vallaha da billaha da.”

“Şu yağmur dinsin, hallederiz.”

Yağmurun dineceği yoktu. Kaldırım kenarına oturup etrafı izledik; yoldan geçenlere baktık. Yürüyenlerin telaşına, kafasını yakasına gömenlere, şemsiyesiz yakalananlara, elbiselerini yağmurda unutanlara... Hasan abi vardı köşede, berber; tüm havluları telde unutmuş. Önüne de kova almış, ha babam sıkıyor.

Salih bozuyor sessizliği. “Ali lan," diyor, "sanayide iyi para vardır değil mi?"

"Var tabii lan, olmaz mı? Adam arabayı bir getiriyor, kaç bin para. Lastiğin havaları indi diyelim, üç yüz bilemedin dört yüz lira. Şu karşı binadaki Mehmet yok mu, tarımda çalışan?”

 “Şaşı Mehmet?”

“Aha da o, ben onun lastiklerini üç beş günde bir indiriyorum.”

“Niye la?”

“Para için. E bize geliyor şişirmeye; Recai Usta ahbabı. Başka yere de gitmiyor enayi. Bir de bahşiş veriyor ki sorma.”

 “Peki demiyor mu nedir bu, ne meseledir? İşkillenmedi mi herif?”

“Her gelişinde bir bahane buluyoruz.”

“Buluyoruz?“

“Recai Usta da işin içinde.”

 “Deme be? Vay anasını.”

 “Anlayacağın hem şaşıdan alıyorum cukkayı hem ustadan.”

 “Oğlum valla korkulur senden; senin eline düşen yandı ki ne yandı.”

 “Hayırdır sen niye soruyorsun, sanayiye mi gireceksin?”

 “Ne yapayım oğlum, annem işe git gel çok yoruluyor. Okuldan da bir bok anladığım yok. Bir yerden başlamak lazım nihayetinde.”

“Doğru, haklısın. Ben sordurayım, bakayım lazım mıymış eleman?”

“Olur.”

Yağmurla beraber içimizdeki misket oynama hevesi de kaçmıştı. Acıkmış, çoktan fırının yolunu tutmuştuk. Ben hesabı ödemek için açma dolu poşeti Salih’e uzatırken o elinde benim cüzdanımı sallıyordu.

"Bunu mu arıyorsun?"

 "Oğlum hangi ara aldın lan?"

 "Ayakta uyuyorsun oğlum, ayakta. Böyle devam edersen donunu da alırlar. Ee, ne demişler:

 Olsan da sarayda bir yeniçeri

Veyahut bir padişah yaveri

Boş bulunduğun bir anda

Sokarlar kılıcı götünden içeri.”

“Kim demiş la onu?”

“Hurşit usta; işini aksatan çocuklara gözdağı vermek için. Arada yevmiyelerinden de kesiyormuş.”

“Boş ver onu da, soğumasın şunlar.”

Misketti, yağmurdu, açmaydı derken ayrılıyoruz Salih’le; evin yolunu tutuyorum. Yürürken Salih’in dedikleri geliyor aklıma. Babası yok, Salih küçükken ölmüş. Annesi okulda hizmetli. Bir de küçük kardeşi var, daha meme alıyor; annesi teyzesine bırakıyor okula gittiğinde. Çok uğraştılar annesi evlensin diye. "Laf söz çıkar," dediler, dinletemediler. "Bir kere burnum yandı, bir daha yemem o boku," demiş. Rahmetli neler yaptıysa kadına...

Eve varıyorum. Kapıyı vurmadan annem açıyor, sarılıyor. Üstümdeki gres yağı kaplı, metal kokulu önlüğüme aldırmadan sarılıyor bana. Bahar kokuyor annem. Çekiyorum içime, hiç bitmesin istiyorum. Birkaç adım sonra biteceğini biliyorum; içeri girmek gelmiyor içimden. Annemin parmakları sırtıma değiyor. Gözleri dolu, arkam dönükken bile görebiliyorum; burnunu çekiyor.

"Neredesin lan it? İşten çıkalı kaç saat olmuş. Sokak sokak seni mi arayacağız?"

Yanağımda patlayan tokat soğuk zemine itiyor beni. Yüzüm kanepenin fırfırlarında dolanıyor; oradan evin küflü duvarlarına, loş ışığına. Babamın yüzüne bakacak cesaretim yok. Açıklama yapmaya tenezzül etmiyorum; zaten o da soruyu öylesine soruyor. Yine zehir alacak kendine. Kazandığım tüm parayı altılıda kaybedip annemin altınlarına göz dikecek. O an kopan bacağına bakabiliyorum sadece; tırın altında kalan bacağına. Tek bacak evdeki dört bacağa hükmediyordu. O "konuş" deyince konuşuyor, "sus" deyince susuyorduk. Sadece o gülünce gülebiliyorduk. Onsuz güldüğümüzde, "Komik bir şey varsa söyleyin biz de gülelim," oluyordu. Hayatın başlama zili de bitiş zili de oydu.

Başımı yastığa her koyduğumda türlü türlü planlar kurdum. Çeşit çeşit ölümler, birbirinden farklı çığlıklar hayal ettim. Bu üzgüyü ben seçmedim ama ben bitirecektim. Sabah ilk iş Salih ile konuşacak; babasını alan her neyse babamı da alsın diye dua edecektim. 

✂ · ESERİN SONU · ✦